Fenerbahçe - Galatasaray Basketbol Maçı - Ülker Sports Arena

Fenerbahçe’min Galatasaray maçındaydık

Geçen sezonun ortasında açılan Fenerbahçe’nin basketbol sahası Ülker Sport Arena’ya gene geçen sene bu staddaki ilk Euroleague maçı ve resmi maçı olan Milano maçına arkadaşla gitmek üzere bilet almıştık. Fakat çıkan bir aksilik yüzünden maça gidememiştik. O günden bu yana da hadi gidek hadi gidek desekte kısmet bugüne oldu. Ama iyide olmuş, stadadaki ilk siftahımı bir Galatasaray maçıyla yapmış olduk. Çok iyi bir maçtan sonra, iyi derken gene Sato ve Andersen saç baş yoldurdu yaptıkları saçma işlerle ama buna rağmen çok temiz savunma ve Bogdanovic’in istikrarlı oyunu sayesinde maçı 74-67 aldık. Bir kaç kare ve bolca video çekip keyif içinde geri döndük. Artık Euroleague maçların da da bol giderim İnşallah. Fenerbahçe 74 – Galatasaray 69, basketbol maçından fotoğraf kareleri:    

Euroleague top 16’da takımlarımız

Bugün son maçların da oynanması ile Euroleague’de Top16’ya kalan tüm takımlar belli oldu ve 8’erli 2 grup halinde de eşleşmeler belli oldu. Efes ve Beşiktaş’ın çıkması 2 hafta önce kesinleşmişti ama bana göre B grubu ile birlikte en zor 2 gruptan birisi olan A Grubu’nda yer alan Fenerbahçe’nin çıkması son hafta yaptığı maç ile kesinleşti. Top16 aşağıdaki gibi 2 grupta eşleşti. E Grubu: (1A) Real Madrid (1C) Zalgiris Kaunas (2B) Unicaja Malaga (2D) CSKA Moscow (3A) Panathinaikos Athens (3C) Anadolu Efes İstanbul (4B) Alba Berlin (4D) Brose Baskets F Grubu: (1B) Maccabi Electra Tel Aviv (1D) FC Barcelona Regal (2A) Khimki Moscow Region (2C) Olympiacos Piraeus (3B) Montepaschi Siena (3D) Beşiktaş JK İstanbul (4A) Fenerbahçe Ülker (4C) Caja Laboral Vitoria Şimdi ilk tur maçlarına göre bizimkilerin durumu pek iç açıcı değil, açıkçası Fenerbahçe’min ilk maçlardaki Panathinaikos maçında Bo McCALEBB’in ayağından sakatlanması bizde herşeyi alt üst etti. Diğer transferlerden David, Batiste, Sato ve Bremer’e bakıcak olursak Batiste ve Sato açıkçası hayal kırıklığı olarak görmek istiyorum ama adamların yaşlarına bakınca pekte yapacak birşey görünmüyor. David Andersen takıma yavaş yavaş uyum sağlıyor, Bremer ise verebileceğinin en fazlasını vermeye çalışıyor, daha doğrusu yetenek yok gibi adam da, o yüzden birşey veremiyor. Birde 35 yaşına

ersan-ilyasova-milwaukee-bucks

Gurur Duyduk!, Ersan İlyasova

Ersan İlyasova yaklaşık 3 sezondur NBA’da Milwaukee Bucks forması giyiyor. İlk sezonlarında ortalama bi seviyeyi üste doğru az zorlayan bir oyunu vardı ama bu sezon başladığından beri o kadar kötü oynuyorduki neredeyse sezon sonunda NBA’yi bırakıcak sandım. Daha önceki sezonlarda sıkça ilk 5 başlarken bu sezon iyice yedekler arasına demirlemişti. Takımda Andrew Bogut en çok el üstünde tutulan oyuncu, geçen ay sakatlanmasından sonra tekrar ilk 5’e dönen Ersan, özellikle son 3 maçtır müthiş oynamaya başladı. Geçen hafta Orlando ile oynadıkları maçta 15 sayı 15 ribaundla double-double yapmıştı. Bu haftaki New Jersey Nets maçında ise adeta patlama yaptı. 36 dk 16 saniye süre alıp 29 sayı ile karikayer sayı rekorunu, 25 ribaund ilede kendi kariyer hücum ribaundu ve toplam ribaund rekorlarını kırdı. Biraz bencillik olucak ama umarım Andrew Bogut bu sene sahalara dönemezde Ersan sezon sonuna kadar rekorlarına yenilerini ekler 🙂 video

hali-saha

Kardeşim gelmiş

Soldaki çok sevdiğim 22 yıllık kardeşten ileri arkadaşım Ali. Kendisi son 5 yıldır İngiltere’de yaşıyordu, her sene 2-3 aylığına Türkiye’ye gelirdi. Bu sene temelli dönüş yaptı. Ama bu kezde ben İstanbul’un bir tarafında kendisi diğer tarafında çalışıyor ve yine uzun haftalar görüşemiyoruz. Kendisi ile her alanda çok uzun çekişmelerimiz oldu. Birlikte ne yaparsak onu rekabete çevirmeyi çok severiz. Muhakkak birimiz en iyisini yapmalıyız. Bu hafta ziyarete geldi. Önce Cumartesi güzel bi yemek yedikten sonra başladık Pes turnuvasına. Elimizde maalesef PS2 var ve oyun olarakta PES2006 :). Neyse akşam üzeri 10:30’da başlayan turnuvamız sabah 7’de bitti. 4 maç fazlasıyla kaybettim ama gol averajı 8 ile bendeydi. Maç fazlasınıda kapatırdım 😛 ama ikimizde gözümüzü açamayacak durumdaydık. Öğlen 1:30 gibi kalktığımızda bu kez halı saha maçına gittik. Gerçek futbolda en iyi becerdiğim şey defanstır o ise her mevkii. Beni ilk kaleye geçirdi, kısa sürede 2 gol yiyince defansa geçtim çok şükür. Maçıda 12-9 aldık. Geceden bi gıcığım var hala, eve gelince tekrar PES’e başladık. Bu kez ikimizde galibiyet sayısı yerine süpriz golcü çıkartmayı hedef aldık. Bende Rooney, onda Recoba 14’er golle zirveyi paylaştılarda hasedim geçti 🙂 Şimdi tekrar geliceği günü iple çekiyorum. Bu kez fena dağıtıcam onu 😛

valencia-fenerbahce-basket

Elenmemeliydik!

En son 1998 yılında Basketbol Eurolig’de çeyrek finale çıkmıştık ve Real Madrid’e iki maçta da kaybederek elenmiştik. O sezondan sonra bir daha Eurolig’de tur atlayamadık. Taki bu seneye kadar. İlk Turda müthiş bir başlangıç yaptık 7’de 7 yaparak Eurolig’in tek yenilgisiz takımı olmuştuk ki, bu maçlar arasında çok kez Eurolig şampiyonu olmuş Barcelona ve yine neredeyse onun kadar güçlü Siena’yı resmen eze eze yenmiştik. Herşey o ana kadar süper gidiyordu. Sezon başında sakatlanan Engin Atsür’ün açığını bir şekilde gidermiştik ama bu 7’de 7’den sonra Gasper Vidmar’ında sakatlanması ile işler nerdeyse çıkmaza girmişti. Ara transfer’de Avrupa’nın en iyi oyun kurucularından Jasikevičius’u alınca çok umutlandık. Ama onunda yaşı 34’e gelince işinin bittiğini bizde oynayınca gördük maalesef. Neyseki ilk turu 1. bitirmeyi beklerken 2. olarak atladık. 2. turda 3’te üç yapıp Olimpiyakos gibi bir avrupa devi ile geçen senenin eurocup şampiyonunu rahat yenince tekrar ümitlenmiştik ama daha önceki 2 önemli kaybımızın yanına birde Mirsad eklenince artık zor anlarda iş yapacak tecrübeli oyuncumuz neredeyse kalmadı. Son maçımızda Valencia’ya yenilmeyi hiç beklemiyordum. Var olan oyuncularımızla bile bu takımı rahat yenebilirdik. Ömer’den, Emir’den ve Jasikevičius’dan çok şey bekledim. Muhakkak bu maçı alırız dedim ama maalesef bir şok oldu bu maç. Eğer yenseydik, Gasper ve Engin iyileşmişti

2010 Dünya Basketbol Şampiyonasında Ülkemiz

Futbolu izlemesini, basketboluda oynamasını severim. Yalnız basketbolda Fenerbahçe’min ve Milli Takımı’mızın maçları olunca en az futbol kadar zevk vermekte. Heleki ülkemizde düzenlediğmiz 2001 Avrupa şampiyonasında tüm kazandığımız maçları hep ucuucuna kazandığımız için maç sonuna dek izleyenlere en üst seviyede adrenalin yaşatmıştı. O zamanlarda diğer avrupa ülkelerine kıyasla takımımızın kalitesi en iyi ihtimalle ilk 8’e girecek kalitedeydi. Ama ülkemizde düzenlenmesi avantajı ile final oynayıp 2. olmuştuk. Aradan geçen 9 yıldan sonra şimdide 2010 Dünya Basketbol şampiyonasını ülkemizde düzenliyoruz. 28 Ağustos’da (Yarın) 16:00’da Ntvspor’dan yayınlanacak Yunanistan – Çin maçı ile başlıyor. 2001’deki kadromuzun yaş düzeyi 26 seviyesindeydi. Birçoğu Efes, Tofaş ve Ülker ile Avrupa ligleri ve Türkiye liginde çok tecrübe kazanmışlardı ayrıca son yıllarda yetiştirdiğimiz en iyi oyunculardı. Bu şampiyonada ise oyuncularımızın kalitesi dahada üst düzeye çıkmış durumda. Fakat yaş ortalaması 23 düzeyinde, haliyle tecrübeleri biraz daha az. Şuana kadar yaptığımız hazırlık maçlarında çok acemice hatalar ve oyunlar çıkarttık. Bu beni oldukça endişelendiriyor. Tanjevic’inde milli takımımızın başında olması ayrı bir sıkıntı gibi görünüyor. Takımda en çok güvendiğim 4 oyuncu var. Ersan takımızın dinamosu ve gelecekteki Kobe’si. Oğuz Savaş sayı yapma yeteneğini biraz daha geliştirir ve pota altında daha hareketli durmaya çalışırsa Shaquille O’Neal’ı rahatlıkla olabilir. Ömer Aşık müthiş yetenekli bir uzun. Fizik

Atamayana Fenerbahçe Atar

2004-2005 sezonunun 17. haftasında Fenerbahçem sahasında Denizlispor’u konuk ediyor. 68. dakikada Nobre 1-0 öne geçirmiş Fenerimi ama Denizlispor beraberlerik için arka arkaya bastırıyor, taaki 88. dakikaya kadar. Kale dibinden 4 vuruşta gol atamayan Denizlispor atağın dönüşünde rehavete kapılınca Fenerimden derslik bir gol yiyor. Asist Nobre, gol Alex De Souza. Sonuç; Fenerbahçe 2 – Denizlispor 0 [pro-player]http://www.isakoc.com/wp-content/uploads/2011/02/atamayana-fenerbahce-atar.mp4[/pro-player]

Schumacher Geri Döndü

Formula1’i ilk 1998 yılında izlemeye başladım. O yıl Ntv almıştı formula1 yayınlarını ve Sunucularıda Okay Karacan ile Serra Demirkol’du. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine izlemeye başladım. Bir önce izlemeye başlamıştı o. O sezon Michael Schumacher’in Jacq Villeneuve ile kıyasıya kapışmasını izlemiş ve oda o sezon hayran kalmış. Michael Schumacher’in en deli dolu yılıymış o sezon. Hatta şampiyon olmaya çok yakınken bir yarışta Jacq Villeneuve’un arkasında kalmış bir türlü yol vermiyormuş, o da sinirlenip çarpmış ona. Böylece puanı silinince şampiyonluğu Jacq Villeneuve almış. Bana bunları anlatıp duruyordu. Bende başladım izlemeye. Ama Villeneuve’rı beklerken karşıma Mika Hakkinen çıktı. O sezonda çok süperdi. Ferrari’de Michael Schumacher ve Irvine, Mcleren’de de Mika Hakkinen ve David Coulthart. O sezon Mcleren çok hızlıydı. O yüzden hep sıralama turlarında Mika Hakkinen 1. oluyordu. Schumacher 2. David 3, Irvine ise 4. Ama startları mükemmeldi Ferrarinin. Hep startda bizimkiler (bizimkiler diyorum koyu bir Ferrari taraftarı olduğum için) onları geçip yarışıda alıyorlardı. Ama sezon sonlarına bakınca tabi 2 sezon üst üste Mika Hakkinen şampiyon oldu, orasıda ayrı mesele. Neyse Schumacher 2000’de aldı sazı eline ve peş peşe şampiyonluklar almaya başladı. O zamanlar sayıyorlardı. En çok Pol pozisyonu alan 65 pol pozisyonuyla efsane pilot Ayrton Senna idi. En çok yarış kazananda Alain Prost’du